İstanbul’da sona eren 4. Uluslararası Aile Sempozyumu, Türkiye’nin düşen doğurganlık hızının milli güvenlik ve ekonomik geleceği tehdit ettiğini açıkladı.
İstanbul’daki Milli Savunma Üniversitesi Yenilevent Yerleşkesi’nde düzenlenen 4. Uluslararası Aile Sempozyumu sona erdi. Sempozyumda, Türkiye’nin hızla düşen doğurganlık hızının kritik bir milli güvenlik meselesi haline geldiği vurgulandı. Uzmanlar, demografik yapının gelecekteki askeri insan gücünü, ekonomik sürdürülebilirliği ve sosyal güvenlik sistemini tehdit ettiğini belirtti.
Toplam 14 oturumda 6 ülkeden 49 bildirinin sunulduğu sempozyumun sonuç bildirisi, Türkiye’nin toplam doğurganlık hızının 1,48’e gerilediğini açıkladı. Bu oran, nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kalarak ülkeyi demografik çöküş eşiğine getirdi. Bildiride, bu tablonun aile ve nüfus meselesini doğrudan bir milli güvenlik sorununa dönüştürdüğü kaydedildi.
Sonuç bildirisi, doğurganlık hızının ikame düzeyinin altına düşmesinin, Türkiye’nin gelecekteki askeri insan gücünü ve ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit eden en büyük stratejik risklerden biri olduğunu vurguladı. Nüfusu korumanın, sınırları korumak kadar hayati olduğu ifade edildi. Bu olumsuz tabloyu düzeltmek adına siyasetin, bürokrasinin, akademinin, iş dünyasının, medyanın, kültür-sanat camiasının, sivil toplumun ve ailelerin güçlü iş birliğinin zaruri hale geldiği belirtildi.
“Nüfus, Aile ve Sosyal Politika” başlıklı oturumda Dr. Özgür Başyiğit, nüfus yenilenmemesinin istihdam piyasalarında ve sosyal güvenlik sisteminde ortaya çıkan sorunlara dikkat çekti. Başyiğit, mevcut hızla devam edilmesi halinde Sosyal Güvenlik Sistemi’nin 2040 yılında sosyal yardım sistemine dönüşebileceği uyarısında bulundu ve doğum teşviklerinin artırılması gerektiğini belirtti.
Prof. Dr. Harun Ceylan, Türkiye’nin 8 yıldır dünyanın en hızlı yaşlanan ülkesi olduğunu ifade etti. Ceylan, şu anda üç çocuk üzerinde doğurganlık oranına sahip tek şehrin Şanlıurfa olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin genç nüfuslu ülke olma özelliğini çoktan kaybettiğini söyledi.
Prof. Dr. Ceylan, üç çocuk sahiplerine verilen teşviklerin bir veya iki çocuk sahiplerine de genişletilmesini önerdi. Ayrıca, doğum ve babalık izni sürelerinin daha fazla artırılması gerektiğini belirterek, demografik dönüşümün hızla ele alınması çağrısı yaptı.
Prof. Dr. Cemalettin Şahin, Türkiye’de 1950’li yılların sonlarına doğru tartışılmaya başlanan ve 1965 yılında uygulanan nüfus planlamasının dış kaynaklı bir proje olduğunu savundu. Şahin, Rockefeller’in kurucusu olduğu Population Council’in bu projenin ana destekleyicisi olduğunu aktardı.
Doç. Dr. Halil Kurt, Türkiye’deki doğurganlık hızına dair verileri paylaşarak, İstanbul’da düşük gelirli mahallelerdeki çocuk sayısının yüksek gelirli semtlere göre daha fazla olduğunu belirtti. Kurt, 1975 yılının Türkiye’nin yüksek doğurganlık döneminden düşüşe geçtiği kritik bir yıl olduğunu kaydetti.
Sempozyumun sonuç bildirisi, sorunlu ve aşırı dijital içerik tüketiminin çocuklarda bilişsel yıkıma yol açtığını açıkladı. Bu durumun nesiller arası anlam kaybına ve ebeveyn-çocuk ilişkisinde derin iletişimsel kopukluklara neden olduğu belirtildi.
Bildiride, nüfus sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla aile dostu istihdam politikaları, ekonomik teşvikler ve sosyal altyapı yatırımlarını içeren bütüncül kamu politikalarının acilen geliştirilmesi önerildi. Milli ve manevi perspektiften sadece nicelikli bir artış değil, nitelikli bir nesil inşasının esas olduğu vurgulandı.
Ayrıca, kuşaklar arası kültürel aktarımı, özellikle dede, nine ve torun ilişkisini yeniden mümkün kılacak “Çok Kuşaklı Hane Modeli”nin desteklenmesi çağrısı yapıldı. Feminizm ve küresel cinsiyetsizleştirme akımlarının etkisiyle ortaya çıkan modern hukuk doktriniyle erkeklik ve kadınlık rollerinin güçlendirilmesi, aile dostu bir iklimin inşasının zaruri olduğu ifade edildi.
Milli Savunma Üniversitesi öğretim görevlileri de sempozyuma katkı sağladı. Doç. Dr. Adem Başpınar, düşen doğurganlığın toplumsal dönüşümlerde demografik şoklara yol açtığını belirtti. Cemil Sağlam ise uzman erbaşlarda mesleki devamlılık ve aile sürdürülebilirliği konularını ele aldı.
MSÜ’den Esra Ecem Şahin, “Türk Ordusunda Kadın Asker Eşlerinin Sorunu” başlıklı konuşmasında, askerlik mesleğinin yüksek hareketlilik gerektirmesi nedeniyle kadın çalışanların istihdam süreçlerindeki yapısal engellerine dikkat çekti.
Sempozyumun diğer oturumlarında Türkiye’nin demografik dönüşümü, aile yapısındaki değişim, dijitalleşmenin aile üzerindeki etkileri, çocukların çevrim içi dünyada korunması ve hukuki düzenlemeler gibi konular geniş bir yelpazede tartışıldı. Uluslararası oturumda çocukların dijital ortamda korunması ve çevrim içi mahremiyet meseleleri ele alındı.
Türkiye’nin en güçlü ve en iddialı haber teması: Seobaz Haber Teması. Hız, SEO uyumu ve modern tasarımıyla rakiplerinizi geride bırakın, haber sitenizi zirveye taşıyın.
Yorum Yap